İştah Mekanizması Nasıl Çalışır ?

Annesini hiç yemek yemediği için ağlatan çocuklardan, obezite sebebiyle bütün sağlık sorunlarından birer tutam alanlara uzanan o geniş yelpazeye hükmeden ve herkesi parmağında oynatan duygu; “iştah”. Ciddi açlık anında ihtiyacımız olanı yememiz için uyarı verdiğinde gerçek bir dostken; vitrinde görülen pastaya, adı geçen hamburgere, kokusu gelen keke de uyarı verdiğinde tam anlamıyla bir düşmana dönüşüyor. Evet biraz tehlikeli. Ama tehlikeli arkadaşları kontrol altında tutmak bizim elimizde. Hadi biraz da biz onunla oynayalım!

Şimdi, nasıl hükmederiz bir bakalım. Hepimizin defalarca duyduğu ve bıkkınlıkla tekrar ettiği bir yöntem var; “az az, sık sık yemek”. İştahı baskılamanın en etkili yolu küçük öğünler yapmak ve bir sonraki öğüne çok aç girmemek aslında. Çok başarılı bir iştah ıslah yöntemi olan bu teknik ütopya hissi uyandırarak biraz korkutuyor olabilir. Aslında korkulacak bir durum olmadığını söyleyerek başlayabiliriz işe. Yemek yemeyi bu kadar seven bir toplumun sık yemekten bu denli korkması kulağa biraz garip geliyor. Bunun yanında az yemek için kurnazlık yapıp iki öğün şeklinde beslenmek çözümünü üretenlerle epey sık karşılaşıyoruz. Ve tabi ki gün boyu aç kaldıklarından akşam yemeğinde aslında o kadar da az yiyemediklerine üzülerek şahit oluyoruz. Halbuki yapmamız gereken gözümüzün açlığını da iştahımızı da baskılamak için sık sık yemek. Sık ve sağlıklı ara öğünler tükettiğimizde zaten istesek de o abartılı açlık duygusuna erişemeyeceğiz. Gözümüzde büyüyen o minicik sağlıklı ara öğünler fazlasıyla işimize yarayacak inanın.

Gelin biraz temele inelim. Karşımıza önemli bir hormon çıkacak mı bakalım. Elbette ki çıkacak. Çünkü her mekanizmamız gibi açlığımızı da hormonlarımız yönetiyor. Ve bunlardan en önemlisi “ghrelin”. İştah mekanizmamızda en büyük rol sahibi o olduğu için ghrelini kontrol edebilirsek iştahımızı da kontrol edebileceğimizi söyleyebiliriz. Yapılan çalışmaları incelediğimizde kilo vermeye çalışan çoğu obez vakada yüksek ghrelin seviyelerine rastlıyoruz. Bu da bize ısrarla ghrelini kontrol etmemiz gerektiğini söylüyor. Ve bu kontrol için ihtiyacımız olan şey;  “posa”. Yüksek posa için ihtiyacımız olansa; kurubaklagiller, taze sebzeler, kabuklu yenebilen meyveler,  tam tahıllı ürünler ve posadan en yüksek verimi alabilmemiz için su.  Düzenli spor yapmaya da başlayarak ghrelin seviyesini azaltma konusundaki çalışmalarımızı taçlandırıyoruz. Diyet posası ghrelinle ciddi bir savaş halinde olduğu için bu yolda posa en büyük yardımcımız olacak.

Anlatılan her şeyi yıllarca yaptınız, denediniz, sıkıldınız, bıraktınız. Televizyondan görüp denediniz, interneti açıp uyguladınız ve aldığınız kitapları mantığınıza uydurmak için elinizden gelenden fazlasını yaptınız belki. İşin bilimselliği kaçmasın deyip bir diyetisyene başvurmuş da olabilirsiniz. Diyetisyeninizle hayret verici şekilde iyi anlaştığınız halde hala verilen programa uyacak iradeyi gösterememiş olmanız da ihtimal dahilinde. Bütün kozlarınızı oynadığınız halde hala başarıya ulaşamamış olmanız sizi son çıkışa yönlendiriyor. Son yıllarda obezite tedavisinde ciddi başarılar gösteren bir alan; obezite cerrahisi.  Güvenebileceğiniz bir bariatrik cerrah buluyorsunuz, sonra usta bir çift el midenizin büyük bir kısmını alıyor. Özellikle sleeve gastrektomiden bahsediyorum.  Çünkü sleeve gastrektomi baş belamız olan ghrelinden kurtulmamız için de epey etkileyici bir imaj çiziyor. Midenin % 75-80inin alındığı operasyonda çıkarılan kısım midenin ghrelin sentezleyen bölümü. Ameliyattan sonra iştah duygusunun olmayacağı vadediliyor ve oldukça olumlu sonuçlar alınıyor. Özellikle ameliyat sonrası ciddi irade, uyum ve inancın yanında sağlam bir psikolojiye de ihtiyaç duyuluyor.

Hangi yöntemi tercih edeceğinizin size ve vücudunuzun verdiği tepkilere bağlı olduğunu bilerek size en uygun obezite tedavi yöntemini bulmak geleceğinizi hafifletecek. Bir an önce karar vermeniz ve harekete geçmeniz ümidiyle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir